Okan Bayülgen, hiç kuşkusuz agresifliği bir ‘strateji’ olarak benimseyen ve onu en iyi şekilde kullanan bir şovmen. Duruma göre agresifliğin bütün nüanslarını ortaya çıkarıp sergilemekte üzerine yok. Konuk aldığı sanatçısından akademisyenine veya sıradan izleyicisine kadar bu stratejinin etkilerini onlar üzerinde bariz bir biçimde görebiliyorsunuz.
Meziyetleri bununla da sınırlı değil. Okan Bayülgen bir sanatçı ve bir televizyoncu olarak kendini hem çok iyi ifade eden hem de bunu yaparken hiç zorlanmayan bir isim. Özellikle canlı yayınların heyecanını ve stresini dikkate alacak olursanız bu meziyetlerin önemi daha da ortaya çıkıyor. Bu avantajı dolayısıyla Bayülgen, muhataplarının karşısında maça hep 1-0 galip başlıyor.
Özellikle zekası da ses tonunun gücüyle birleştiğinde karizması kolayca bulunduğu mekanı adeta istila ediyor. Çoğu canlı yayın heyecanın etkisine kapılmış insanın onunla aşık atabilmesi böylelikle zorlaşmış oluyor.
Disko Kralı, bir show programı değil ; Okan Bayülgen’in show programı. Bu etkiyi başlangıçtan bitime kadar fark edebiliyorsunuz. Bu, tıpkı tek kişilik oyun gibi. Bayülgen, tarzıyla ‘’ Bakmayın bu programdaki kalabalık konuk sirkülasyonuna, burada asal olan tek adam var; o da benim!’’ diyor. Programın her anına damgasını vurmayı başarıyor.
Disko Kralı, dekor ve ışık olarak oldukça başarılı. Stüdyo atmosferi olarak bence en iyi program. Seyirci oturma düzenini bunda katkısı büyük. Özellikle sohbetin geçtiği oturma düzenindeki görüntü ve atmosfer çok iyi.
Fakat sohbet bölümünde herkesin arkasında bir kamera ve kameraman olması hoş değil. Ayrıca sahnedeki aktüel kameramanın görüntüye sık sık gelmesi yanlışı devam ediyor. Son programda sahnede şovunu yapan DJ’yle kameramanın görüntüsü aslında televizyonculuğun abcsiyle alay etmek anlamı taşıyor.
Bu arada Okan Bayülgen’in aktüel kameramanla dans edip sonra onu kucaklaması, bana geçmişte kameramanlarla yaşadığı ilginç diyalogları hatırlattı. ‘’ O agresiflikler de mi bir stratejiydi acaba?’’ diye düşünmekten kendimi alamadım doğrusu.