Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

DİSKONUN KRALI

okan_bayulgen_18Okan Bayülgen, hiç kuşkusuz agresifliği bir ‘strateji’ olarak benimseyen ve onu en iyi şekilde kullanan bir şovmen. Duruma göre agresifliğin bütün nüanslarını ortaya çıkarıp sergilemekte üzerine yok. Konuk aldığı sanatçısından akademisyenine veya sıradan izleyicisine kadar bu stratejinin etkilerini onlar üzerinde bariz bir biçimde görebiliyorsunuz.

Meziyetleri bununla da sınırlı değil. Okan Bayülgen bir sanatçı ve bir televizyoncu olarak kendini hem çok iyi ifade eden hem de bunu yaparken hiç zorlanmayan bir isim. Özellikle canlı yayınların heyecanını ve stresini dikkate alacak olursanız bu meziyetlerin önemi daha da ortaya çıkıyor. Bu avantajı dolayısıyla Bayülgen, muhataplarının karşısında maça hep 1-0 galip başlıyor.

Özellikle zekası da ses tonunun gücüyle birleştiğinde karizması kolayca bulunduğu mekanı adeta istila ediyor. Çoğu canlı yayın heyecanın etkisine kapılmış insanın onunla aşık atabilmesi böylelikle zorlaşmış oluyor.

Disko Kralı, bir show programı değil ; Okan Bayülgen’in show programı. Bu etkiyi başlangıçtan bitime kadar fark edebiliyorsunuz. Bu, tıpkı tek kişilik oyun gibi. Bayülgen, tarzıyla ‘’ Bakmayın bu programdaki kalabalık konuk sirkülasyonuna, burada asal olan tek adam var; o da benim!’’ diyor. Programın her anına damgasını vurmayı başarıyor.

Disko Kralı, dekor ve ışık olarak oldukça başarılı. Stüdyo atmosferi olarak bence en iyi program. Seyirci oturma düzenini bunda katkısı büyük. Özellikle sohbetin geçtiği oturma düzenindeki görüntü ve atmosfer çok iyi.

Fakat sohbet bölümünde herkesin arkasında bir kamera ve kameraman olması hoş değil. Ayrıca sahnedeki aktüel kameramanın görüntüye sık sık gelmesi yanlışı devam ediyor. Son programda  sahnede şovunu yapan DJ’yle kameramanın görüntüsü aslında televizyonculuğun abcsiyle alay etmek anlamı taşıyor.

Bu arada Okan Bayülgen’in aktüel kameramanla dans edip sonra onu kucaklaması, bana geçmişte kameramanlarla yaşadığı ilginç diyalogları hatırlattı. ‘’ O agresiflikler de mi bir stratejiydi acaba?’’ diye düşünmekten kendimi alamadım doğrusu.

” BEN NERDE YANLIŞ YAPTIM!”

9imaİlk konuyu gündeme taşıyan Akşam’dan Oray Eğin oldu. Eğin, Haşmet Babaoğlu’na köşesinden ‘’ Senin hakkın yok Haşmet’’ başlığı ile seslendi. Son derbi maçında çıkan olaylara değinen Babaoğlu’nun eleştirilerine karşı çıkan Oray Eğin, Nişantaşı’nda bir kafede Ahmet Hakan’ın üzerine yürüyen Babaoğlu’nun sahada birbirleriyle kavga eden futbolculara söyleyecek sözünün olamayacağını ileri sürüp : ‘’ Peki Haşmet Babaoğlu değil miydi İstanbul’un ortasında kafeleri basıp, adam dövmeye kalkan? Ne farkı var Haşmet Babaoğlu’nun bu yaptığının Arda Turan ya da Semih Şentürk’ten? …Onların yaptığı akıl tutulması da Haşmet’inki değil miydi? Onlar aklını yitirdi de Haşmet mantığıyla mı hareket ediyordu?’’ diye yazmıştı.

Haşmet Babaoğlu’nun bu yazıya bir cevabı takip edebildiğim kadarıyla olmadı. Tam konu böylece kapanacak galiba derken Ahmet Hakan, ‘’Ah Ayşecik Ah ‘’ başlığıyla Ayşe Özyılmazel’in derbi yorumlarını fırsat bilip: ‘’ Ah ben sana ne diyeyim Ayşecik? Madem bu ‘kafadaydın’, vaktiyle senin için dayılanan ve küfür eden Haşmet’inin ağzına neden acı biber sürmedin ki?’’ deyiverdi.

Doğrusu sevdiğim yazarlardan biri olan Haşmet Babaoğlu bu sefer kötü yakalandı. Onu bu durumdan kurtaracak ve  ‘Evet adam haklı!’ diyebileceğimiz sihirli sözcüklerin olduğunu da sanmıyorum.

Haşmet Babaoğlu’nun bu sessizliğini Oray Eğin ve Ahmet Hakan’ı muhatap almamaktan ziyade bu konuda onlara söyleyecek fazla sözü olmadığı şeklinde anlamak gerekiyor. Keşke o malum kafe gerginliği hiç yaşanmasaydı. Yapılan yanlışlar tıpkı bir gölge gibi insanın peşini bırakmıyor.

AŞK-I MEMNU

untitled1-26

Aşk-ı Memnu dizisi TRT’de yayınlanalı çok uzun yıllar oldu. Kanal D’de yayınlanan diziyle TRT’de yayınlanan dizi arasında isim benzerliğinden başka hiçbir şey aynı değil. Tabi bir de dizinin kahramanlarının isimleri hariç. Dizinin modern versiyonunu Halid Ziya Uşaklıgil’e izletme şansımız olsaydı acaba nasıl tepki alırdık?

Aslında Aşk-ı Memnu’nun modern versiyonundaki adı ‘’Yasak Aşk’’ olmalıydı. Bu isim konsepte daha uygun düşerdi. 21 yüzyılda ultra modern unsurlar ve Aşk-ı Memnu!.. Resim çerçeveye sığmıyor gibi.

Beren Saat, fizik olarak bu diziye uygun durmuyor. Hele Selçuk Yöndem’le ikisini bir arada düşünmek mümkün değil. Değişik yabancı versiyonları çekilen Lolita filminin yerli versiyonunda ancak iki ismi bir arada düşünmek mümkün olabilirdi.

Dizide uyarlamadan çok esinlenme ön plandaymış gibi duruyor. Amca, yeğen, yenge arasındaki aşk-meşk olaylarının ana nüvesini oluşturduğu bir roman Aşk-ı Memnu. Hani aile içi farklı bir kombinasyon yapılsa Aşk-ı Memnu’yla alakasız yeni bir proje çıkacak ortaya.

Dizideki entrikalar aynı zamanda seyirciyi en fazla çeken unsurlar. Bihter ve Behlül’ün yasak aşkı iyice öne çıktığı için dizinin ivmesi bundan sonraki bölümlerde iyice artabilir. AB grubundaki başarı totale de yansıyabilir. Kurtlar Vadisi patronajını yeni manevralara sürükleyebilir bu durum.

Dizide yer yer görsellik başarısı göze çarpıyor. Örneğin Beren Saat’in aynanın karşısına geçip parfümünü sıktığı sahnedeki yakın planlar çarpıcıydı. Dizinin Görüntü Yönetmeni Hüseyin Tunç’un başarısını önceki dizilerden de biliyoruz. Ancak yakın planlardaki başı keserek yapılan çerçeveler insanın içini sıkıyor.

 

AYSUN KAYACI’NIN BASINLA SINAVI

aysun_kayaci_image_0102

Baba Selahattin Kayacı, Aysun Kayacı’nın dediğine göre psikolojik olarak rahatsız. Zaten iddialar doğruysa babasının eski manken ve annesi ile ilgili sözleri onun ne kadar rahatsız olduğunu gözler önüne seriyor. Aysun Kayacı, babasının annesine ‘’ Seni kaçırtır herkese tecavüz ettiririm. Kızının yüzünü mahvederim TV’de sizin o…luklarınızı anlatır, rezil ederim.’’ Dediğini iddia ediyor.

Aysun’un sıkı bir iletişim uzmanına ihtiyacı var. Zira bu sorunun içinden çıkabilecek gibi gözükmüyor. Babasının söylediğini iddia ettiği ifadeleri basınla paylaşması büyük yanlış. Babasının söylediğini iddia ettiği sözlerin basın için ne güzel(!) malzeme olduğunu anlayamıyor anlaşılan.

Aysun Kayacı’nın, gerçekten de babasının psikolojik açıdan rahatsız olduğuna inanıyorsa onu muhatap alarak basın üzerinden babasına cevap yetiştirmeye çalışması vahim bir hata. O, haklılığını ispat etmek için çırpındıkça sorun daha da büyüyüp içinden çıkılmaz bir sarmala dönüşüyor. Oysa tek yapması gereken şey ‘’ Ben bu konuda söyleyeceklerimi söyledim.’’ Deyip susmak. Babası için olumlu ya da olumsuz en küçük bir sözü bile söylememek. Tabi bu konunun dolayısıyla kendisinin gündemden düşmesini istiyorsa.

Bu konuda basının tavrı ise utanç verici. Mal bulmuş mağribi gibi bıkmadan usanmadan konuyu gündem yapanlar hem kendilerine hem de mesleklerine ihanet ediyorlar.

KARŞINIZDA ALİ TINAY!

klj_gencbilim_13-04-2009_236En son söylenecek sözü en başta söylemeli: Bu adamda şeytan tüyü var. Her zaman dünyanın en zeki esprilerini yapmıyor ama her seferinde hem kendini dinletmeyi hem de izletmeyi başarıyor.

Telekom jettfon reklamında acaba sizce Cem Yılmaz değil de M.Ali Erbil oynasaydı yine aynı lezzet alınabilir miydi? Alınamazdı gibi geliyor. Tabi ki konsept çok iyi. Atmosfer süper. Ama konsepte uygunluk da çok önemli.

Hem animasyon hem de doğal görüntüler güzel harmanlanmış. Baştan sona eski Hollywood müzikalerine göndermeler var. Özellikle Cem Yılmaz’ın gemici kıyafetiyle dans ettiği bölüm süper.

Kostüm, tam bir batı tarzıydı. Ama yüz ve ifade olarak bizden biri olarak duruyordu Cem Yılmaz. Güzel bir kontrast oluşturdu bu durum. Bir Hollywood müzikalinde bizim Ali Tınay başrolde!

Sözlerin ingilizce olması da hoş olmuş. Sözler sıradan ama herşey o kadar iyi olmuş ki sözlerin sıradanlığı bir eksiklik gibi durmuyor.

Görsel açıdan güneş gibi büyük bir ateş topunun önünde kontr olarak başlayıp normale dönen bir Cem Yılmaz resmi vardı. Nefis bir plandı.

Cem Yılmaz, istikrarlı bir biçimde ışıldamaya devam ediyor.

 

ŞAMPUANSIZ OLMAZ MI USTA!

alessandra-ambrossio-resimleri-980313407-orta1Yıllık şampuan tüketimi gelişmişliğin göstergelerinden biri olabilir mi? Unilever’in Pazarlamadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Zeynep Yalım Uzun’a göre öyle. Basında çıkan haberlere göre ’’ Türkiye’de hala saçını sabunla yıkayan tüketiciler var.’’ Diyen Uzun, bu eğilimi neredeyse köylülük olarak görüyor.
Unilever Ev ve Kişisel Bakım araştırmasına göre Türkiye’de kişi başına yıllık şampuan tüketimi 0.6 litre. Bu rakam, ABD’de ve Japonya’da 4, İngiltere’de ise 5 litre olarak gerçekleşiyor. Türk halkının yüzde 37’sinin sabundan vazgeçmediği de araştırma sonuçları arasında.
Kişisel bakım veya saç bakımında toplum olarak iyi durumda olmadığımız kabul edilebilir. Ama saç bakımında tek ve en ideal çözümün şampuan olduğu su götürür bir gerçek. Şampuanın sonuçta kimyevi bir yapısı olduğu için yan etkileri de saçtan saça değişebiliyor. Özellikle saç dökülmelerinde şampuanların da etkisi olduğu dile getiriliyor. Bu nedenle bazı doktorların şampuanı önermediği olabiliyor.
Sağlık, estetik için kişisel bakım ve saç bakımına ‘’evet’’. Ama bunun için şampuanın tek ve biricik bir çözüm olduğunu söylemek, şampuansız saç bakımı olmaz demek kadar saçma!

ALDATMAYA BİLİMSEL BİR CEVAP ARANIYOR

ht_logoHaber Türk Gazetesi, geçtiğimiz günlerde aldatma konusunu masaya yatırmış. Özellikle ünlü kadınların aldatma konusundaki yaklaşımlarını okurlarıyla paylaşmış.

Düşüncesine başvurulanlar arasında Begüm Kütük, Güngör Bayrak, Defne Sarısoy, Bennu Gerede ve Sevim Gözay gibi isimler de bulunuyor. Prof.Dr. Nevzat Tarhan, ‘’ Tarihin hiçbir döneminde eşlerin birbirini aldatması günümüzdeki kadar yaygın olmadı. ABD’de evli kadınların yüzde 25’i, erkeklerin ise yüzde 70’i başka biriyle ilişkiye giriyor.’’ Demiş.

Aldatma konusuyla ilgili ilginç olabilecek düşünceyi duymak nerdeyse imkansız. Çünkü bu konuda o kadar şey yazılıp çizildi ki, tüm cevaplar artık sıradan oldu. Oysa yeni ve ilginç olabilecek bilgiler ancak insanların ilgisini çekebilir. Hep sonuçlar üzerinden ve magazinsel bir merakla konuyu tartışıyoruz. Oysa olayın tıbbi ve ahlaki kökenleriyle ilgili bilimsel verilerle daha iyi anlaşılması mümkün olabilir. Aldatmanın gerçekten de bilimsel bir izahı var mıdır? Konuyu sadece zaafla veya ahlaki hassasiyetlerle izah edebilir miyiz? Bu soruların cevaplarını otoritelerden duymak çok daha ilginç olurdu.

Gazete sayfalarında bu konuyla ilgili otoritelerin yerine ünlülerin görüşlerine yer verilmesi geçmişte pek çok kez yapılan işin tekrarından başka bir şey değil. Haber Türk de aynen bunu yapmış. Oysa uzman görüşleri sayfada daha fazla yer bulmalıydı.

Bu eksikliği birileri fark edene kadar bekleyeceğiz anlaşılan.

imagimages2Mahsun Kırmızıgül, Yılmaz Güney’in sinemadaki yerini doldurabilir mi? Bu soru Tarık Akan’ı oldukça öfkelendirmiş. Maxim Dergisi’ne bir röportaj veren sanatçı, ‘’ Yılmaz Güney, bir sinema dehası. Türkiye’ye gelmiş en önemli, en büyük adam. Bu insanın yerini doldurmak ne demek. Onun yeri boş değil ki; ne aptal bir kelime bu!’’diye cevaplamış soruyu.

Bu cümleden fazla bir şey anlamak mümkün değil. Eğer Yılmaz Güney’in yeri boş değilse o yeri kim doldurdu? Tarık Akan, herhalde Yılmaz Güney’in yeri için boşluk sıfatını geçersiz kılıyor. O kendi yerini zaten doldurmuş başkasının doldurmasına gerek yok diye düşünüyor olabilir.

Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenliği ise bugüne kadar hiç tartışılmadı. Katıldığı programlarda bu konu hiç gündeme getirilmedi. Sinema anlayışı, sinemaya bakışının sorgulandığı programlara tanık olmadık. Bu konudaki tek ölçüt şu olmalı: Ne zaman ki sinemanın prestijli sanatçıları bir Mahsun Kırmızıgül sinemasından, sinema anlayışından, sinema estetiğinden söz ederler o zaman Mahsun Kırmızıgül’ün yönetmenliği sanat camiasından onay almış olur. Ondan Sonra ‘Yılmaz Güney’in yerini doldurur mu doldurmaz mı’ yı konuşabiliriz.

THY REKLAMLARINA DEVAM ETMELİ AMA…

13373THY uçağının Hollanda’daki kazasının ardından THY’nin reklamlarına özellikle Kevin Costner’lı reklamlarına devam etmesi gerekirdi. Ama THY yönetiminden yapılan açıklamada kazada ölenlerin yakınlarıyla ilgili hassasiyet gözetildiği ve reklamlara bir süreliğine ara verildiği açıklanmıştı.

Kazada teknik arıza öne çıktığı için THY’nin fazla gocunacak bir olayı yoktu. Üstelik havaalanı kulesinin uçağımızı iniş için acele ettirmesi de basına konu olmuştu. THY’nin bu sessizliği, kendi eksikliğini bir nevi itiraf etmek anlamı taşıyacağından bu tutumunu değiştirmeliydi. Tam reklamlara devam edilmeli mesajı içeren yorumu yazacaktım ki geçenlerde THY Tiflis uçağının yanlış piste indiği haberi geldi. İki pilotun da şimdilik açığa alındığı yazıldı basında. Arka arkaya böyle haberlerle gündeme gelmek hele de bir hava yolu şirketi için pek hayra alamet değil.

THY yönetimi kaza ve hata eksenli haberler bu yoğunlukta devam ederse değil Kevin Costner, Hollywood’u toplayıp reklamda oynatsa da, ne THY’nin itibarını ne de  kendi itibarlarını kurtaramayacaklarını bilmeli.

 

BEYAZ’LI DENİZ BANK REKLAMI

7734Daha ışıltılı, daha köşeli, daha dillere pelesenk olabilecek sloganik cümleler beklendi reklamdan. Hani kötü de denmez ama üzerine konuşulabilecek daha çok öge içermeliydi Deniz Bank reklamı. Üç ayrı versiyonunu izledik; diğer versiyonlar da ekrana gelecek. Belki o zaman bu beklentimiz karşılanmış olur. Ama şu an için Beyaz ve Erdal Özyağcılar’ın rol aldığı bölümler üzerine çok ince analizler yapabilecek done yok gibi.

Hele bir adada kalsaydın yanında neler olmasını isterdin geyik sorusuna Beyaz’ın cevabı çok yaratıcıydı(!). Bunun için Maldivler’e gitmeye gerek yoktu. Deniz Bank’ın önceki grafik reklamında zaten yayınlanmıştı bu içerik.

Özyağcılar’ın ‘Ama sen beyaz’sın’ cümlesiyle Beyazıt Öztürk’e de atıf yapılması düşünülmüş ama Beyaz’ın ‘ Bu ırsi’ cevabı pek ireti durmuş. Ayrıca Cuma ve Robinson Crousso   tiplemelerinin de ışıltısı yok. Beyaz, Cuma’nın boyasıyla tam boyanmamış gibi duruyor. İmajı sevimli olmuş ama sanki Beyaz Show’daki Beyazıt Öztürk’ten görüntüsü hariç farkı yok.

Şimdilik hevesimiz kursağımızda kaldı. Bakalım diğer versiyonlar ekrana geldiğinde farklı şeyler yazmak mümkün olabilecek mi?

 

Eski Gönderiler »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.